Sn. Başbakana, Sn. Baykal’a, Sn. Bahçeli’ye ve Alevi Çalıştayını yürüten Sn. Faruk Çelik’e sorulmalı: Alevi sorununu terörize etmek için mi çözmüyorsunuz?
Vatan, millet sevginiz yok; anladık da vicdanınız da mı yok?
Hükümet, konjonktürel gelişmeler ve küresel baskılar nedeniyle başlattığı “Alevi Çalıştayına” gerçekçi önerilerle gelmediği için mesafe almakta zorlanmaktadır. Sn. Bakan her ne kadar “iyi niyetliliğini” sık sık tekrarlasa da, anlaşıldı ki, bu derin sorunun çözümü için iyi niyet yetmiyor. Zira “sorunun” çözümü, iyi niyetle birlikte aynı zamanda Anayasa 24. maddenin ve imar yasasının ilgili bölümleri gibi bir dizi yasa değişikliğine de ihtiyaç göstermektedir. Bu ihtiyacı görmek istemeyen ve yasal değişiklik önerisini Anayasa paketine almayan hükümet, süreci “dostlar alışverişte görsün”den öteye götüremiyor.
Peki, neden böyle?
Sürecin iki muhatabından biri olan Hükümetin görüşme sahafatında deşifre olan yeterince hazırsız olmasından kaynaklı kararsızlığı ve Alevi-Bektaşiliğe dair olumsuz rezervleri, süreci tıkayan temel etmen gibi görünmektedir. Birincisi budur. İkinci olarak da doğrusu Hükümet kanadı zihinsel olarak, Alevi istemlerinin “pazarlığa tabii” değil, hemen teslim edilmesi gereken en temel insani talepler olduğu gerçeğini içselleştirmiş olmaktan uzakta durmaktadır. AKP zihinselinin, kendisi için istediği inanç özgürlüğü temelli hakları, Aleviler için de isteyen bir demokratik olgunluk seviyesine ulaşamaması, “çözümsüzlüğün” başat nedeni gibi durmakta, bu tavrını örtmek için de, çelişkili yollara ve çifte standartlara başvurmaktadır.
Alevi kurum temsilcilerinin, hükümeti anlamasını zorlaştıran ve bıktıran tavrı budur. Zira kamuoyu önünde, sorunu hak ve hukuk zemininde “çözüyormuş” gibi yapmak, çözümün çevresinde dolanmak, ya da kendi çözümünü “çözüm” olarak dayatmak keyfiyeti, Alevi-Bektaşiliğin meşru, yalın ve insani istemleri karşısında değersiz argümanlar olmaya mahkûm olmaktadır. Hal böyleyken, bakanlık bürokratları bu gerçeği görmek yerine görmemeyi tercih ederek mugalâtayla zaman öldürmektedirler. Bu arkadaşlarımıza naçizane tavsiyemiz şudur: lütfen, hâlihazır durumdan daha da olumsuzluk içeren tekliflerle gelmeyi ve göz boyama çabasını biryana bırakın. Zorunlu Din Derslerini nasıl kaldıracağınızı, cemevlerinin yasal statüsünün ne şekilde sağlanacağını, böyle bir niyetinizin olup olmadığını açıklayın.
Açıkçası bu sürecin başından beri içinde olan ve olumlu bir sonuca ulaşması için heyecanla katkı vermeye çalışan biri olarak edindiğim izlenim şudur: istemlerimiz konusunda Sn. Faruk Çelik’in hangi konuda nereye kadar yetkilendirildiği, gizemini korumakla birlikte somut adım atamıyor olması, bu cepheden bakıldığında Sn. Bakanın yetkilerini tartışılır kılmaktadır. Örneğin Sn. Bakanın, Din Derslerinin kaldırılması ve cemevine ibadethane statüsü verilmesi konularına hak ve özgürlükler temelli bir çözüm yerine, kalıcı olmayan tekliflerinin asla kabul görmeyeceğini şimdiye değin anlaması, bakanlar kuruluna daha gerçekçi raporlar sunarak, bu istemlerin yasal değişiklikler içerdiğini anlatmış, ikna etmiş ve Anayasa paketine konulmuş olması gerekirdi.
Bunlar olmadığına göre, hükümetin Aleviler için bir çalıştay yaptığına inanmak her gün biraz daha anlam kaybediyor.
Murtaza DEMİR
*Pir Sultan Abdal 2 Temmuz Kültür ve Eğitim Vakfı Bşk.