VİRANİ
“Virani, hakkında fazla bilgi olmayan bir ozandır. Bir süre Necef”te Hz. Ali Türbesi”nde türbedarlık, babalık yaptığı söylenmektedir. Demir Baba Velayetnamesi”nde, Virani”nin Demir Baba ile görüşmesi şöyle anlatılır: “Demir Baba”ya, Arap ve Acem dillerini bi¬len bir kimse geldiği ve müritleriyle Rumeli”ye geçtiği ve bu kişi¬nin adının da Viranı olarak söylendiği bildirilir. Ancak gaflet içinde olduğu ve "Kutupluk”“ davası güttüğü de ilave edilir. Demir Baba, manevi yönden kendisinin daha üstün olduğunu göstermek ister. Demir Baba, o tarihlerde yüz yirmi(!) yaşına ulaşmış ulu bir ihtiyar¬dır.
Virani, onun batın kılıcıyla yenilir, yere geçer. Huzurunda di¬van durup, niyaz eder. Demir Baba”dan icazet ister. Ancak, önce Virani”ye nasihatler verir ““kişi böyle sevdalarda olmasa gerek. Kuran”a uy, Sure-i Fatiha”da ne kadar harf olduğunu bilir misin? Onlardan geçmeyen veli olmaz. Bu kadar suhufla (harfle) dört kita¬bı yutsa bile. Kapıdan girmeyen, içeride ne olduğunu bilmez. Bilen aşık da, dava kılmaz. Kimse kusuruna kalmaz.”“ Bu nasihatten sonra Demir Baba, Virani”ye icazet verir.”
“Ayrıca Virani”ye göre evrende ve bütün nesnel varlıklarda Hazreti Ali”nin sureti olduğudur. Virani, 16.yüzyılın sonu ile 17.yüzyılın başlarında yaşayan güçlü bir ozandır. Demir baba velayetnamesinde, Virani”nin Arapça, Farsça bilen güçlü bir şair olduğundan bahsedilir.
Demir Baba Velayetnamesi”nde de söz edildiği üzere, Virani, Arapça, Farsça bilen güçlü bir şairdir. "Virani Baba Divanı”“ ile ““Virani Baba Risalesi”“adlı basılmış eserleri günümüze kadar gelmiştir, Özellikle Hz. Ali”yi öven, On iki İmam”ı dile getiren coşkulu methiyeleri vardır. Bazı kaynaklara göre Eğriboz adasında doğmuştur. Hurufidir. Bir süre Necef”te kalmıştır. Hz Ali”nin türbesinde türbedarlık yapmıştır. Balkanlarda Denil Baba”dan babalık dersi almıştır. Hz Ali hayranıdır. 300 e yakın şiirinin olduğu sanılmaktadır.”
Virani ile ilgili kaynaklar genel olarak bu bilgileri vermektedirler. Dikkat edilirse yukarıdaki bilgilerde aslında Demir baba öne çıkarılmaktadır. Virani, Demir Baba”nın gözüyle ya da ondan icazet alma yönüyle öne çıkarılmaktadır. Anlatılanlardan Virani”nin bölgede bayağı etki yarattığı, bölgenin yerleşik “Baba”sı olan Demir Baba ile ilim yarıştıracak seviyeye geldiği anlaşılmaktadır. Demir Baba”nın Virani”den daha “üstün” olduğu vurgusu öne çıkarılmaktadır. Bu oldukça doğaldır çünkü bu bilgilerin yer aldığı eser Demir Baba Velayetnamesi”dir. “Kutupluk iddiasında bulunan biri” olarak tanımlandığına göre Demir Baba”nın saygınlığı tehlike altındadır. Demir Baba ona, “Kuran”a uy” dediğine göre “Fazlı”nın Kuran”a ilişkin fikirlerini terk et” demek istemektedir. “Fatiha”da kaç harf olduğunu bilir misin” diye soruyor oysa Virani”nin şiirlerini okuyan herkes onun tasavvufi derinliğini fark edebilir. Fazlı”dan beslendiği, Batıniliği, Sufiliği iyi bildiği anlaşılıyor.
Eğriboz”da doğduğu söylenmektedir ama Virani Nusayri bir ozandır. Bir şiirinde “Gerek zerre vü zerre olsa parem/ Nusayriyem, Nusayriyem Nusayri” diyor. Kendi ifadesiyle Nusayri olduğunu söylemesine rağmen resmi alevi tezinin sahipleri onu da Türkleştirme kervanına dahil etmektedirler. Onun Nusayri yönünü göz ardı etmek alevi canlarını kandırmaktır. Yani Virani, Süryani ya da Arap kökenli bir ozandır. Muhtemelen Suriyelidir. Her ne kadar Balkanları gezmiş olsa da inanç kökeninin doğu Kızılbaşlığı olduğu kendi şiirlerinden anlaşılıyor.
Fazlullah Hurufi”nin izinde olan biridir. Fazlı”yı ve Cavidanname”yi dizelerinde sık sık dile getirmesinden ve tasavvufi derinliğinden anlaşılıyor ki bilinçli bir Hurufi”dir Virani. Şu dizeleri onun Fazlı”ya bağlılığını çok iyi ifade etmektedir:
“Erişti Fazl-ı Yezdân”ın bize feyz-î kemâlinden
Serâser nura gark oldu cemi âlem cemâlinden
Götürdü zulmetin gözden göründü zahir-î batın
Hicabın ref edebilmez görün cahil cühalinden”
Erenler zatına zatın mübeddel eyleyen âşık
Keser ol nefs ile şehvet geçer mülk ile mâlinden
Viranî âl ü evladın hakikat bendesi odur
Koyup atlası dibâya giyindi köhne şâlinden.”
O yıllarda ozanların kullandığı bu zengin şiir dili Arapça, Farsça, Türkçe karışımı bir dildir. Bu gün bu dizeleri anlayan bir Türk bulmak oldukça zordur. Virani Fazlı”yı tanrılaştırıyor ve onun bilgi ışığından, nurundan dünyanın aydınlandığını söylüyor. Bizim resmi alevi tezinin sahipleri bu Hurufi ozanı kendisinden sansürleyip Türkleştirmeye çalışıyorlar.
“Nebilerdir kelam-ı ilm-i vahdet/Velilerdir Kitab-ı Cavidanım.”
Görüldüğü üzere Virani ilmi Cavidan hunermendi”dir. Fazlullah öğretisi, yani İlm-i Cavidan, onların çok yücelttiği Kanuni tarafından Osmanlıdan sökülüp atılmak istenmiştir. Fazlı, Timur canisinin oğlu tarafından öldürülmüş bir düşünürdür. Cavidanname; Ezidilerin, Kızılbaş Kürtlerin, Süryanilerin ve Kakailerin kutsal saydığı Fazlı”nın Goranice yazdığı kitabıdır. Kök Kızılbaşlığın temellerindendir. Virani bu öğretiye bağlı biridir. Bizdeki Ergenekoncu dönmeler inadına Virani”yi de Türk yapma peşindedirler. Ona bile “ne mutlu türküm diyene” yemini yaptıracaklar nerdeyse. Yedi ulu ozan içinde yer alan Virani Türklük kimliğine en uzak olan düşünürlerdendir. Osmanlı ve Cumhuriyet tarafından sapkın mezhep ilan edilen Nusayriliğe mensup, yine zorba Timur”un oğlu tarafından öldürülen Fazlullah Esterebadi ve onun eseri olan Cavidanname”nin hikmetiyle tasavvufa gark olmuş birini Türk yapmanın mantığı nedir? Ulusçu anlayışın ününe gelen her şeyi öğütme karakteridir.
KUL HİMMET(16 yy)
Tokat Almusludur. Pir Sultan”a bağlıdır. Yaşadığı dönemde, Pir Sultan Abdal ve Şah Hatayi ile adı anılmıştır ve Yedi Ulu Ozan”dan biridir. İnancından dolayı çileli bir hayat geçirdiği, zindanlarda yattığı söylenir. Ölümüyle ilgili kesin bilgiler olmamakla beraber, Pir Sultan”ın 1560”da asılmasından sonra uzun süre kaçak yaşayıp köyünde vefat ettiği sanılmaktadır. Sevgi, barış, dostluk içerikli nefesler söylemiştir.
16”ncı yüzyılın sonlarında Tokat Almus Güdümlü köyünde doğdu. 17”nci yüzyılın ilk yarısında öldü. Coşkulu deyişleriyle tanınan ve Hatayi ile Pir Sultan”dan sonra gelen üçüncü büyük Alevi-Bektaşı şairidir. Pir Sultan ile yakın arkadaştı. Onun asılmasından sonra uzun süre saklandı. Şiirlerinde tarikat kurallarını her kültür düzeyinden Alevi-Bektaşilerin anlayabileceği bir yalınlıkla anlattı.
Bazı şiirleri asıl isimleri, İbrahim ve Hacik Kız olan "Kul Himmet Üstadım" takma isimli şairler ve başka Himmetlerin yazdıklarıyla karıştı. Kul Himmet”le ilgili bilgi ve şiirleri Cahit Öztelli, Pir Sultan”ın Dostları" (1984) adlı kitabında derledi. Aşık edebiyatında Alevi-Bektaşi inancıyla ortaya konulmuş binlerce şiir vardır. Söz konusu şiirlerde On iki İmam, Kerbelâ hadisesi, menkıbeler, Bektaşilikle ilgili inançlar, erkân ve âdetler konu edinilmiştir. Bu alanda en çarpıcı şiirleri Nesimi, Fuzuli, Hatayi, Pir Sultan, Virani, Kul Himmet ve Yemini ortaya koymuşlardır. Bu şairler yedi ulu ozan olarak nitelendirilmişlerdir.
Sözünü ettiğimiz şairler içinde yer alan Kul Himmet hakkında, yakın zamanlara kadar üzerinde pek araştırma yapılmamıştır. Hatta bundan dolayıdır ki, şiirlerinde Kul Himmet Üstadım mahlasıyla yazan iki ayrı âşığın şiirleri de Kul Himmet”e mal edilmiştir. Tarih boyunca birçok Kul Himmet gelmiş geçmiştir. Öksüz, Yetim, Geda Kul Himmet mahlaslı şiirler yazılmıştır. Bu âşıkların ve şiirlerin varlığı, meseleyi daha da karışık hale getirmektedir.
İmranlı”nın Söğütlü köyünden Hacik Kız (Hatice) da Kul Himmet adıyla şiirler yazmıştır.
Kul Himmet”in şiirleri Virani”ye göre günümüz Türkçesine daha yakındır. Ya bu şiirler onun değildir ya da Kul Himmetlerden biri 1900”lü yıllarda yaşamıştır. Aslında Kul Himmet şiirleri-Doğan Kaya tarafından derlenenler-gerçekten Alevi-Bektaşi, Kızılbaş inancını içermektedirler. Diğer Kul Himmet Üstadım şiirleri hem dil açısından hem de içerik açısından farklıdırlar. Bu şiirlerin yapısı daha çok aşk içeriklidir. Kul Himmet”in şiirlerinden anlaşılan o ki, Tokat bölgesinden pek çıkmamış, bölge halkının dilinden yazmış, tasavvufi derinliği pek olmayan biridir. Kul Himmet ile Kul Himmet Üstadım adlı kişilerin aynı kişiler olmadığı anlaşılmaktadır. Biri Pir Sultan döneminde yaşamıştır, diğeri 1800”lü yıllarda yaşamıştır. Gerçek kul Himmet”te Ehlibeyt sevgisi, alevi yol ve süreği öne çıkmaktadır. İkincisinde aşk öne çıkmaktadır.
Kul Himmet ile Kul Himmet Üstadım”ın (1779 - 1844) şiirleri birbirine karıştırılmış, ikisinin ayrı kişiler olduğu İbrahim Arslanoğlu”nun araştırmaları sonucu kesinlik kazanmıştır. Sivas”ın Divriği ilcesine bağlı Karageban köyünde doğup orada ölen Kul Himmet Üstadım”ın şiirleri de geleneği izleyerek usta bellediği Kul Himmet”le birlikte verilmiştir (A. Özkırımlı, Alevilik Bektaşîlik, s: 148). İyi bir tekke ve tarikat eğitimi gören Kul Himmet”in Pir Sultan Abdal”a bağlı olduğu onun çevresinde yetiştiği, müridi olup onu izlediği anlaşılmaktadır. (Abdülbaki Gölpınarlı. Alevi - Bektaşi nefesleri, s: 15) Şiirlerine "Menakıbü”l - Esrar Behçetü”l - Ahrar" adlı 1608 tarihinde yazılmış ve "Buyruk" adıyla da tanınan yapıtta rastlanması yaşadığı çağı aydınlatan başka bir ipucudur.
Gerçekten de bir ozanın adını duyurmasıyla arkasından gelen birçok insanın o mahlası kullanması işleri hep karıştırmıştır. Ozanın gerçek yaşam dönemi anlaşılamamaktadır. Halkın belleğindeki bilgilerde kronoloji işlememektedir.
Diğer ozanlara göre Kul Himmet”in Türkmen olma ihtimali daha yüksektir. Ama o da Türklük ile ilgili tek kelime yazmamıştır.
HATAYİ
Hatayi diye bilinen şahıs Şah İsmail”dir. Şah İsmail alevi inancında oldukça önemli bir yere sahiptir. Kızılbaşların kaderini belirleyen olaylara imza atmış biridir. Ama o aynı zamanda bir siyasi liderdir. Savaş yapmış, kelle koparmıştır. Belki de ulular arasında savaş yapan kelle koparan tek uludur.
Şah İsmail 1487 de Erdebil şehrinde doğmuştur. Annesinin adı Begüm, babasının adı Haydar”dır. Küçük yaşta öksüz kalmıştır. 1502 de Safevi Devleti”ni kurmuştur. Dedesi Şeyh Safiyüddin”den dolayı hanedanlığının adını Safevi Devleti koymuştur. Çeşitli dillerde eserler yazmış, Aleviliği sistemleştirmiş biridir. Tasavvufu iyi bilmesine rağmen devlet ve iktidar olma hırsı birçok hata yapmasına yol açmıştır. Dönemin padişahları gibi sefere çıkmış, fetih yapmış, kelle koparmıştır. Etkisi Maraş”a kadar yayılmış, 1501 de Erzincan”ı ve Munzur Gözeleri”ni ziyaret ettiği anlatılır. Etkisi Ege”ye kadar yayılmıştır. Akdeniz”deki Tahtacılar”ı örgütlemiştir. Tahtacıların Safevilerle ve Şah İsmail ile ilişkisi ayrı bir araştırma konusudur. Azerbaycan”ı fethettiğinde 15 yaşında olduğu yazılır. Anadolu halklarının kafilelerle Şah”a gitmeleri Osmanlı”yı korkutmuş ve tez zamanda Şah ile savaşa tutuşmuştur. Küçük yaşta birçok sıkıntıyla karşılaştığı için azimli, dayanıklı ve bilgili birdir. Hürremiliğin, Babekiliğin izindedir.
Bu savaşçı adam aynı zamanda şairdir. Bu, bir çelişki gibi görünse de o çağlarda kelle kesip üzerine de şiir okuyan ozanlar eksik olmamıştır. Köroğlu da atının terkisine attığı kelleler üzerine türkü yakmıştır. Şah İsmail”in rakibi olan Alevi katili şirpençe Yavuz da şiir yazan biridir. “Şirrler olurken pençe-i kahrımdan lerzan/beni bir gözleri ahuya zebun etti felek” diyerek Alevi-Kızılbaş katliamını ve Şah Hatayi”nin eşine yönelik duygularını aynı şiirde ifade ediyordu. Şah İsmail”in ozanlığı Anadolu”da Şah hayranlığının yayılmasında çok etkili olmuştur. Hatayi şiirleri Osmanlı sınırları içinde misyonerlerden ve ordu komutanlarından fazla etki yaratmıştır. Şah İsmail”in iradesiyle ya da onun iradesi dışında birçok pirin, dervişin, ocağın onun adına cemler, gülbenkler yaptığı, halkı örgütlediği, gönüller yaptığı bir gerçektir. Bu gerçeklik Osmanlı hanedanları için bir kabusa dönüşmüştür.
1516 da Çaldıran”da yaşanan yenilgi Anadolu ve Mezopotamya”nın kaderini değiştirmiştir. O tarihten cumhuriyet okullarının dimağında kalan, “Şah İsmail tacını, tahtını bırakıp kaçtı” cümlesidir. Oysa Şah İsmail”in Türkçeye katkısı TDK dan fazladır. Şah İsmail”in Türkçeye katkıları aşikardır ama onun Türkçeyi öne çıkarmasının sebebi Anadolu Türkmenlerini kazanmaktır. Buna rağmen Osmanlı mirası üzerine kurulan TC onu “tacını tahtını bırakıp kaçtı” cümlesiyle anmaktadır.
Dehname adlı Ali”yi öven bir mesnevisi, yine mesnevi tarzında yazılmış Nasihatnamesi vardır. Farsça Arapça ve Türkçe yazan Şah Hatayi, Cavidanname”nin ve Fazlullah Hurufi”nin izindedir. Şiir dilini, daha çok düşüncelerini yaymak için kullanmıştır. Kırklar Cemi”ni içeren miraçlamayı da Hatayi”nin yazdığı bilinmektedir. Ayrıca “Buyruk” adlı kitabın da ona ait olduğu bazı kaynaklarca iddia edilmektedir.
Hatayi hakkında çokça bilgi mevcuttur. Ozanlığı inkar edilemez ama eli silahlı komutanlık ile ozanlığı bir arada yürütmesi bir çelişkidir. Onu Yedi Ulu Ozan grubuna dahil edenler onun kelle kesen yanını da benimsemektedirler. Geleneksel Alevi damarlarından biri kan akıtmayı kutsamıştır. Anadolu”da ve Mezopotamya”da kan akıtmayı kutsayan yüzlerce öykü vardır. İsmail ile Koç hikayesi bunlardan biridir. Kurban kesme psikolojisinin yarattığı suçluluk duygusu bu türden masum menkıbelerle örtülmeye çalışılmıştır. Nihayetinde Hatayi zulme direnen bir mazlum değil fethe çıkan bir kraldır. Bunu Ehlibeyt adına yapması onu masum kılmaz. Gerçi Hz Ali de kelle kesen biridir. Doğruyu söylemek gerekirse, Sufi mistisizmi ile fetihçi “alperen” damarı çelişmektedir. Kızılbaşlığın bir damarı, diğer eski dönem inançları gibi bazen savaşı, kanı, cinayeti kutsamıştır. Hazreti Ali cenklemelerinde, Sarı Saltuk, ve “Alperenler” diye tarif edilen kişilerin cenkleri, baş keserken gül dağıtan kahramanlar gibi mistik bir havayla akla uydurulmuştur. Oysa gerçek tasavvufi duruş barışçıl ve kansızdır. Hacı Bektaş, Mevlana, Yunus, Nesimi, cenk yapmamış, kelle koparmamışlardır.
Hatayi Anadolu Alevilerini en çok etkileyen kişidir diyebiliriz. Özellikle Çaldıran savaşı Anadolu”nun ve Kürdistan”ın kaderini kökten değiştirmiştir. Bu gün Türkçe konuşanların Şah Hatayi”ye büyük minnet borcu olmalıdır. Hatayi Türkçeyi yayma ve yaşatma konusunda Türk Dil Kurumu”ndan fazla uğraşmış bir liderdir. Deyiş ve Gülbenkleri Anadolu”nun her yanında söylenmiştir. Günümüzde bile cemlerde okunan deyiş ve gülbenklerin çoğu Şah Hatayi”ye aittir. Kürtler deyiş ve gülbenklerinde onun adını Şaxeta diye telaffuz ederler.