Nihayet AKP’nin aylar süren pembe Brezilya dizilerini andıran Alevi Çalıştayları sona erdi. Ve aynen o dizilerde olduğu gibi sonu tam da AKP’ye ve ona inananlara, ondan medet umanlara ve bu ya medetçi anlayıştaki birkaç kişinin gelecekte elde edebilecekleri küçük rantlara, asla Anadolu Aleviliği ile bağdaşmayan, ilgisi olmayan ‘Alevi islamcı’ beyinlerine uygun arabesk ve objektiflikten uzak, insan hak ve özgürlüklerini hiçe sayan ve de AKP’nin kendi Aleviliğini yaratacak değerlendirmelerle dolu, basmakalıp bir raporun hükümete verilmesiyle sonra erdi..
Anadolu coğrafyasında yıllar yılı görünmezden gelinen, inkar edilen, asimile edilmeye çalışılan, katliamlarla yok sayılan Aleviliğin ve Alevilerin sorunlarının AKP gibi gerici, faşist ve takiyyeci bir parti ve onun yetkililerince çözümlenmeyeceği çok önceden belliydi zaten.
Bu oturumlar dizisinden ilkine konu başlığı olan bir maddeye dikkat çekmek isterim. Aklı başındaki herkesin çok kolayca görebileceği gibi, bu başlığı kullanan bir hükümetin, Alevilerin ve Alevi örgütlenmesinin, demokratik kamuoyunun beklentilerine yanıt vermesinin mümkün olmayacağı sonucunu da görür. Bu madde “Çerçevelendirme Sorunları” adını taşıyordu ve birinci çalıştayın ana başlığıydı. Yani iktidar zaten çalıştaylar dizisine başlamadan önce Aleviler ve Alevilik sorununa nasıl baktığını tespit etmişti. Ve Aleviliği sisteme, yani kendisine uygun bir ‘çerçevelendirme’ içersine hapsetmek istiyordu. Tabi bunu yaparken de kamuoyunu yanıltmak, sanki çözümden yanaymış gibi gözükmek çabasındaydı. Fakat daha baştan itibaren bu konuda samimiyetsiz olduğu çok açık şekilde görüldü. Zira o çalıştay toplantılarının bazılarına çok ilginç ve değişik, ki bunların içinde çok önemli sayıda asimilasyon gönüllüsü, devlete maaşlı hizmet eden, Aleviliğin asimilasyonunu kendisine misyon ve vizyon biçen, ve her türlü etnik ve inançsal farklılığa tahammülü olmayan ırkçı gerici, kafatasçı beyinleri, hatta 1978 Maraş katliamının bir numaralı sanıklarından birisi olan katil Ökkeş Kenger ( Şendiller)’i bile sürece dahil etme yolunu seçti.
Oysa Aleviler yıllar yılı kendi sorunlarını demokratik yollarla ve her platformda, ve de çok anlaşılır maddeler halinde ortaya koydular. En son çözüm önerilerini de 3-4 Haziran 2009 tarihinde, yani ilk Alevi çalıştayı oturumunda ortaklaştırıp hükümete sundular. İlk çalıştayda biraraya gelen 35 Alevi örgütü, o çalışmalarda ortak bir dili yakaladılar ve üzerinde ortak konsensüs sağladıkları 5 talebi çözümlenmek üzere hükümete sundular.
Hükümetin Alevilerin ve Aleviliğin sorunlarının çözümlenmesi konusunda samimi olması umudunu yaşayanlar bir kez da hayal kırıklığına uğradılar. Bu hayal kırıklığı kaçınılmazdı. Çünkü Alevilik gibi inançsal bir sorunun veya etnik bir başka sorunun çözümlenmesi AKP’nin tek dil, tek din, tek ırk söyleminden vazgeçmesi anlamına gelirdi..
Çalıştay sonunda hazırlanan raporda görülmektedir ki, Alevi toplumu ve örgütleri tarafından tespit edilmiş temel talepleri olan Cemevlerinin ibadet merkezi olduğu ve yasal statüde kabul edilmeleri, Alevi çocukları için ağır bir işkence olan zorunlu din derslerinin kaldırılması, tarihimizin en acı katliamlarından birisinin yaşandığı Madımak Otelinin bir Utanç Müzesine dönüştürülmesi, Diyanet İşleri Başkanlığının lağvedilmesi gibi konuları bir bütün olarak ve bugüne kadar olduğu gibi yine görmezden, duymazdan gelinmiş ve bildikleri yoldan şaşılmamıştır.
Bu raporda çok önemli bir tespit daha vardır ki, o da “bugüne gelene kadar Aleviler üzerindeki çeşitli baskıların, kimi zamanda Maraş, Çorum, Sivas, Gazi, Madımak gibi katliamların bizzat devletin desteğinde ve gözetiminde değil de, Sünni inancına mensup bireyler tarafından yapıldığı vurgusunun yapılmasıdır. Yani devlet buradaki asıl sorumluluğunu gözden ırak etmeye çalışmakta ve böylece kitleleri farklılıklarından ötürü ayrıştırma ve dolayısıyla bölme ihtiyacını hissetmektedir. Bu emperyalizmin ‘böl, yönet, parçala’ politikasının uygulanması demektir.
Diyanet İşleri başkanlığının lağvedilmesi yerine yeniden yapılandırılması; zorunlu din derslerinin kaldırılması ifadesinin hükümet ve DİB yetkililerine rahatsızlık verdiği; Madımak Otelinin Müze yapılmasının tehlikeli olduğu, bunun yerine park yapılması; Cemevlerine “ibadethane” denilmemesi ve Alevi dedelere maaş bağlanması tespitleri Aleviliğin asimilasyonuna hizmet eden, insan hak ve özgürlüklerini tanımayan Sünni egemen devlet anlayışının katı bir şekilde devam ettiğinin en açık göstergesidir.
Bu temel taleplerin çözümlenmesi noktasında herhangi bir olumlu adımın atılmamasının yanında Aleviliğin ve Alevi örgütlerinin “İslam ve Diyanet İşleri Başkanlığı” için birer büyük tehlike olduğu; Aleviliğin çok dikkat edilmesi gerekli bazı tespit ve değerlendirmeler var ki, bu AKP’nin ve sistemin Alevilere, inançsal ve etnik tüm farklılıklara bakış açısının ne kadar anti –demokratik, ne kadar tahammülsüz olduğunu da bir kez daha gözler önüne sermektedir.
Başından beri AKP’nin de daha önceki hükümetlerin yapmak istediği şey de, birlikte hareket ettikleri sisteme yalakalık eden, sadece ekonomik ve siyasal rant peşinde koşturan bir kaç Hızır paşayla birlikte sistem dahil edilmiş, AKP’ye yedeklenmiş, sünnilik içinde asimile edilmiş, Aleviliğin haksızlıklar karşısında boyun eğmezliğini sindirmek ve sadece inanç boyutuna indirgenmiş güdümlü bir Alevilik yaratmaktır.
Bu durumda Alevilerin ve demokratik Alevi hareketinin yapması gereken şey, bu çalıştayların birer yalan olduğu, Aleviliğin AKP’ye ve sisteme yedeklenmeye çalışıldığı, Aleviliğin asimile edilmek istendiği gerçeğinden hareketle bugüne kadar olduğu gibi, bundan sonra da ülkedeki demokrasi güçleriyle birlikte ve daha kararlı bir şekilde fiili, meşru ve demokratik mücadele bayrağını yükseltmeye devam etmektir.
Bu çalıştay raporu değildir, olsa olsa Aleviliğin asimilasyon raporudur ve asla kabul edilemez..
Erdal YILDIRIM
PSAKD 8. – 9. dönem Kültür Sanat Sekreteri
(15 Şubat 2010 da Devrimci Demokrasi gazetesinde yayınlandı)